japon yemeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
japon yemeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ÖĞLE YEMEĞİM

Bugün çok sıcak bir gün ve canım ağır olmayan serinletici bir şeyler yemek istedi. Neyse ki süpermarkette  aradığımı buldum.

Somonlu suşiler ve soba adı verilen noodle. Sağ üstteki sosu sobanın üstüne ekleyip yiyorsunuz. Hepsi soğuk yeniyor, kalorisi az ve sıcak yaz günleri için harika bir öğle yemeği  seçeneyi bence.

FUGU

Yine bir yemek yazısı ile karşınızdayım. Geçenlerde evlilik yıldönümümüzdü ve eşim beni her sene gelenekselleştirdiğimiz gibi güzel bir restorana götürdü. Restoranın önüne geldiğimde çok şaşırdım çünkü Japonya'da tadını pek de bilmediğim yemeklerden birinin restoranıydı ve çok da istekli olup olmadığım konusunda emin değildim !!

Restoran bir Fugu restoranıydı. Fugu'dan daha önce yazılarımdan birinde bahsetmiştim ama tekrar edeyim; Japon balon balığı ve çok zehirli. Sadece lisanslı kişiler tarafından hazırlanabiliyor. Yanlış kesildiği takdirde yiyince öldürüyor. Bu kadar tehlikeli olmasına rağmen Fugu restoranları oldukça çok. Fugu'yu kendi kendine avlayan ve kesmeye çalışıp yiyen balıkçılardan ölenler hala oluyormuş. Ama restoranlarda öyle bir tehlike yokmuş. Bu yazıyı yazabildiğime göre bizim gittiğimiz restorandakiler fuguyu doğru kesmeyi biliyor demektir :)

Restoranın girişi.

Yemeklerden önce bir ''hoşgeldiniz içeceği'' ikram ettiler. Sağdaki beyaz havlu her Japon restoranında oturur oturmaz veriliyor. Kışın sıcak havlu, yazın soğuk havlu oluyor. Yemekten önce ellerin silinmesi için.

Başlangıç tabağımız geldi, aşağıda daha detaylı fotolar var.

Yeşilliklerin üstünde minik karidesler, en üstte taze rendelenmiş zencefil, sağ üst köşede küçücük bir fugu eti ve hepsi ponzu isimli sosla tadlandırılmış. Japon mutfağında pek haz etmediğim nadir yemeklerden biri bu küçük karidesler ve bunların balık versiyonları. Buna rağmen yedim:)

Jölemsi şeffaf bir şeyin içinde fugu balığı kabukları var.

Bu da içinin görüntüsü. Enterasan bir şeydi. O jölenin ne olduğunu anlayamadım ya neyse :)

Sıradaki ise Fugu Saşimi yani çiğ Fugu. Mavi tabağın içindeki şeffaf etler saşimi, ortasındakiler de fugunun derisi. Sağdaki sosa bandırıp ya da onun üstündeki tabaktaki tuza bandırıp yiyebiliyorsunuz. Bir saşimi canavarı olarak çok beğendim.

Ara sıcak olarak servis edilen yemek bu gördüğünüz kapta geldi. Adı Çavanmuşi imiş.

Kapağı kaldırıyoruz ve karşımıza çıkan görüntü bu. Yumurta ve sütle yapılmış, biraz katı kıvamda ve içinde mantar ve fugu balığı olan ılık bir yemekti. Ben bu gördüğünüz fugu etli olanını seçtim. Eşimin seçtiği ise...

Fotoğraftan anlaşılmasa da  içinde Japoncada Suppon denilen, ''(Yenilebilir ) Kaplumbağa'' bulunuyordu. Ama zannetmeyin ki Japonlar sürekli Suppon yiyorlar, hayır hayır, bu özel bir lezzetmiş ve her restoranda karşınıza çıkmıyormuş. Gerçekten de ben ilk kez karşılaştım. Genel olarak bu yumurtalı Çavanmuşi denilen yemeği pek beğenmedim, yumurtayla aram pek iyi olmadığından olabilir. Ama itiraf ediyorum bu kaplumbağalının tadına baktım. Fikir olarak kaplumbağa eti yiyor olmak rahatsız ediciydi ama tadı pek de fena değildi.

Evet sıra ana yemekte. Fugu Nabe. Nabe dedikleri masanın ortasındaki ocağın üstünde pişirilen sulu yemekler. Genelde kışın daha popüler ve değişik çeşitleri mevcut. Burda önce su ve içine gördüğünüz yeşil renkli yosun konuldu. Bizde nasıl et suyu, tavuk suyu varsa Japonlarda da balıkla ve yosunlarla elde ettikleri dashi denilen bu su var.

Sonra içine Fugu eti ve sebzeler sırayla konuldu. Bu arada bunları hazırlayan orta yaşlı, kimonolu bir bayandı. Keşke fotoğrafını çekseymişim.

Evet sebzelerimiz ve fugu balığımız güzelce pişmeye başladı.

Yemeden önce sos tabaklarına bu gördüğünüz acılı olan karşımlardan da ekledik.

Ve yemeğe hazırız. Çok lezzetliydi.

Genelde nabe bittikten sonra kalan suyuna Udon denilen noodle (erişte) eklenir ve suyuyla birlikte yenilir. Ama bu restoranda benim daha önce hiç denemediğim Zousui denilen türü yani içine pilav eklenerek yapılanı vardı. Fotoda gördüğünüz artan suyun içindeki pilav.

Pilav biraz suyunu çekince içine pirinç kekleri ve yumurta eklendi.

Yumurtadan dolayı çok beğenmedim ama Nabe'nin kalan suyu o kadar lezzetliydi ki hepsini yiyiverdim.

Son olarak tatlımız geldi, evlilik yıldönümümüz dolayısıyla tabağın kenarına ''Happy Anniversary'' (mutlu yıldönümleri) yazılmıştı ve yanında gördüğünüz gülle birlikte geldi. Tabi bunlar eşimin fikriymiş :)

Sakura çiçeklerinden yapılmış dondurma ve pirinç kekinden yapılmış yeşil çaylı bir tatlı vardı. Azdı ama özdü. Özellikle dondurmayı çok beğendim.

İşte Fugu maceramız böyleydi. Japonya'ya gelmeden önce bir belgeselde görüp de ne kadar saçma bir şey, insan zehirli olan bir balığı nasıl yer, nasıl onun düzgün kesildiğine güvenir diye düşünmüştüm. Ama büyük konuşmamak lazımmış :)

NELER YEMİŞİZ ?

Geçen gün Japon yemekleri yapan bir restorana gittik yine. Bu restoranın özelliği yemeklerinin ev yemeği tadında olması ve taze malzemelerle siz sipariş verdikten sonra pişmesiymiş. Fiyatları gayet uygun ve yemekleri çok lezzetliydi.

Bu benim yediğim yemek. Sebze ve salataların üstünde  çok lezzetli bir sosla pişirilmiş tavuk. Bu tarz set halinde yani, ana yemek, pilav, miso çorbası ve turşudan oluşan yemekler çok popüler. 

Bu da eşimin yediği yemek. Sağ üstteki kızarmış et, altında salata ve pilav var. Büyük dikdörtgen tabağın içindekiler de ''Udon'' denilen kalın erişteler. Bu resmi yemeği yemeden çektim, yani udonlar biraz seyrek bir şekilde servis ediliyor. Sol üstteki küçük sürahimsi kapta udonu içine bandırdığınız sosu var. 

Hepsi çok lezzetliydi, gördüğünüz gibi Japonya'da her damağa uygun yemek var. Bana ''Ay orda ne yiyorsun?'' diye soranlar çok oluyor, inanın Japonya'da bizim damak tadımıza uygun yemekler bulmak hiç de zor değil.


YEMEKLER

Biraz da son günlerde dışarda yediğimiz yemeklerden bahsedeyim.

Aşağıda gördüğünüz yemeğin adı Kushiage. Burası bizim evin yakınında bir Kushiage restoranı. Bu gördükleriniz kızarmış, sebzeler ve etler. İstediğiniz sebzeler ve etler kızartılıp önünüze geliyor.


Solda gördüğünüz sos ''Tare'' isimli bir sos. Kızarmış olan Kushiagenizi aşağıdaki fotoda görüldüğü üzere bu sosa bandırıp yiyorsunuz.

Yemeğe başlamadan garson kızarmış sebzenizi ya da etinizi sosa sadece bir kere bandırabileceğiniz konusunda hemen uyarıda bulunuyor. Isırdıktan sonra bandırmak yok. Çünkü o sosu sizden sonra gelenler de kullanıyor. Sos durdukça ve Kushiageler içine bandırıldıkça sos daha da lezzetli olduğundan aynı sos kullanılıyormuş.
İtiraf edeyim Türkiye'de olsaydı o sosa bir kere bile bandırmazdım, ama nedense Japonlara ısırdıktan sonra tekrar aynı sosa bandırmadıkları konusunda güveniyorum ve bu yüzden rahat rahat yedim.

Aşağıdaki fotoğraflar da eşimin ailesiyle birlikte gittiğimiz bir balık restoranında yediğimiz yemeklerin bazıları.

Bu gördüğünüz bir çeşit balık çorbası. Bu balık Japonca'da Tai denen, İngilizcesi Sea Bream olan Türkçe adına baktığımda da Karagöz, Deniz Çipurası gibi isimlerle karşıma çıkan balık. Balık çok sevmeme rağmen isimleri konusunda pek de bilgili sayılmam maalesef.


Yukarıdaki ise Tofu'nun (yani soyadan elde edilen son derece faydalı bir yiyecek), yapılırken üstünde oluşan kaymağı. Öyle her yerde bulabileceğiniz bir şey değilmiş. Bizim yediğimiz hafif kıvamlı bir sosun içinde servis edildi. Tofu tek başına yendiğinde tadı olmadığından mutlaka bir sosla ya da bir yemeğin içinde servis ediliyor, kaymağı da aynı şekildeymiş, öğrenmiş oldum.


Hehe, yine sashimi :) Biliyorum aranızda çiğ balık sevmeyenler ya da yememiş olsa da yemeğe sıcak bakmayanlar var ama olur da yolunuz Japonya'ya düşerse bir deneyin derim. 


İlk başta yediğimiz çorbanın içindeki balığın başka bir versiyonu. Soldaki balığın pişmiş hali, yanındaki ise Miyoga isimli bir sebze. Bu arada mutlaka dikkatinizi çekmiştir Japonya'da yemeğin lezzeti kadar sunumu da çok önemli. Çok estetik değil mi?


Bu gördüğünüz ise Japonya'nın meşhur Fugu balığının derisinin ince ince kesilip özel bir sosla servis edildiği Fugukawa. Fugu balığını duymuş olanlarınız vardır, yanlış kesildiği takdirde içinde bulunan zehirle yiyenleri öldürebilen bir balık. Burada bir sürü Fugu restoranı var ama sadece Fugu balığını kesme sertifikası bulunan kişiler tarafından kesimine izin verildiğinden tehlike oluşturmuyor. Zaten restoranlarda da kesim sertifikasını görüyorsunuz. 
Bu kadar zehirli olmasına rağmen halen bazı balıkçılar kendi kendilerine kesmeyi deneyip maalesef zehirlenip hayatlarını kaybediyorlarmış.

Bu benim ikinci Fugu yiyişimdi. Daha önceki kızarmış Fugu idi. Tadını biraz tavuğa benzetmiştim. Lezzetliydi. Yukarıdaki Fugukawa da oldukça lezzetliydi, ayrıca cilde çok iyi geldiğine inandıklarından bayanlar arasında çok meşhurmuş. 
Arada sırada bundan yiyip cilde iyi gelip gelmediğini test etsem iyi olacak galiba :)




JAPONLAR YENİ YILDA NE YER?

Yeni yıla girdik gireli benim elim deyip bir türlü aklımdakileri yazamadım. Ülke gündeminin(Türkiye yani) kafamı bulandırmasından biraz sıyrılıp Japonya'daki yeni yıl geleneklerinden birinden kısaca bahsedeyim bari.
Burada yılın ilk üç günü boyunca Japonların yedikleri Osechi Ryori denen bir yemek gelenekleri var.  Birkaç gün boyunca tazeliğini koruyabilen içinde deniz ürünleri, fasulye, turşu vb yiyeceklerin bulunduğu kutularda satılan Osechi Ryori'leri yeni yıla girmeden dükkanlardan satın alıyorsunuz. Aşağıda bizim bu yıl yediklerimizin fotoğraflarını buyurun.







Osechi Ryori'nin amacı yıl boyunca sürekli evdekilere yemek yapmakla yükümlü olan evin hanımını yılın ilk birkaç günü yemek yapmadan rahat etmesini sağlamakmış. Günümüzde ilk üç gün boyunca tüm aileye yetecek kadar Osechi Ryori almak çok pahalıya patladığından bu geleneği en azından ilk gün için de olsa Japonlar devam ettiriyorlar. Ortaya konan yemekler yılın ilk günlerini birlikte geçiren aile üyeleri tarafından kendi tabaklarına istediklerini alarak yeniliyor.
Yeni yılın ilk günlerinde de olsa Japon ev hanımları biraz olsun rahat edebiliyorlar bu gelenek sayesinde anladığım kadarıyla. 




ÖĞLE MENÜSÜ

Biraz da Tokyo'da neler yiyip içiyorum onlardan bahsedeyim. Ara ara dışarda yediğimiz yemeklerin fotoğraflarını çekiyorum, bundan sonra daha sık eklemeye çalışacağım. Ben de eşim de yemek yapmayı çok sevmemize rağmen dışarda yemek yemeği de bir o kadar seviyoruz. Haftada 2-3 kere mutlaka dışarıda yiyoruz. Tokyo'da yemek seçenekleri inanılmaz çok. Japon mutfağının yanında diğer Asya mutfaklarının yemekleri de rahatça bulunabiliyor. Biz genelde nerede, ne yiyeceğimize karar verme aşamasında hep problem yaşıyoruz. Çünkü ikimiz de hiç yemek ayırmıyoruz bir de üstüne çok sayıda seçenek eklenince dışarda ne yiyeceğimize karar verme aşaması biraz zorlayıcı oluyor :)
Burası her ne kadar çok pahalı bir ülke olsa da yemek seçenekleri çok olduğundan gayet uygun fiyatlara lezzetli yemek bulmak mümkün.

Burada öğle vakti restoranlarda öğle yemeği menüleri bulunuyor. Aşağıda öğle menülerinden bir örnek.

Bu menü balık yemeklerinin olduğu bir menüydü. Meraklısına detaylar aşağıda.

Miso çorbası. Genelde menülerde miso çorbası hep bulunur. Miso soyadan yapılan bir ezme ve çorba yapımında, yemek soslarında çok sık kullanılıyor. Bu menüdeki miso çorbasının içinde, tofu, soğan ve balık parçaları da vardı.

Bu pilav üstü sashimi :) Sashimi, çiğ balık. Tuna, somon ve kalamar vardı burda. Sağdaki koyu renkli otlar, kuru yosun. Solundaki yeşil ezme de wasabi. Ben çiğ balığı çok seviyorum, bu yemek de çok lezzetliydi.

Bu da kızarmış balık. Balığın cinsi neydi hatırlayamıyorum ama lezzetliydi. Sağdaki bir çeşit Japon hardalı.

Menülerde ayrıca turşu ya da bu resminde gördüğünüz tofu bulunur. Tofu bizde soya peyniri olarak biliniyor ama tadının peynirle alakası yok. Tek başına yendiğinde tadı yok, üzerine dökülen sosla ya da içinde bulunduğu yemeğin sosuyla  tat buluyor.  Fotoğraftaki tofunun üstüne soya sosu döküp yedim. Ben tofuyu ilk denediğimde pek sevmemiştim ama şimdi çok alıştım ve sık sık yiyorum. Çok da faydalıymış bu arada.

Yemek serisi devam edecek. Japonya mutfağında sushiden başka neler var paylaşacağım.

ONSEN - SICAK SU KAPLICASI

Geçenlerde yaptığımız 2 günlük onsen macerasından bahsetmek istiyorum. Öncelikle onsen, sıcak su kaplıcası demek. Japonya volkanik hareketlerin yoğun olduğu bir ülke olduğundan birçok yerinde çok sayıda onsen mevcut. Onsenlerin bulunduğu bölgelere yapılmış olan otellerde ya da tesislerde onsene girilip kaplıcaların mineral yönünden zengin sularından faydalanılıyor. Japonlar onsenleri çok seviyorlar. Birçok otelde ,eğer o bölgede kaplıca varsa tabi, onsenden faydalanabiliyorsunuz.

Biz de geçenlerde 2 günlüğüne böyle bir yere gittik. Onsenlerin bulunduğu yerler öyle şehrin merkezinde değil genelde. Daha dağlık ve ulaşımı çok da kolay olmayan yerlerde daha fazla. Tabi onsenleriyle meşhur şehirler de yok değil. Örnek Beppu. Ama Tokyo'da onsen bulmanız biraz zor olabilir mesela. Şehirlerde herkese açık public bath dedikleri yerler var, oradaki sular kaplıca suyu olmayabiliyormuş. 

Biz ise biraz daha kuzeyde trenle yaklaşık 3 saat süren Yunishikawa isimli bir yere gittik. Trenden sonra 1 saatlik bir  otobüs yoluculuğu yaparak dağlık ve karlı bir yolun sonunda da otelimize ulaştık. 

Söylemeden geçemeyeceğim, bu otobüs şimdiye kadar bindiğim en pahalı otobüstü. Şimdiye kadar bir ulaşım aracı için 1 saatlik yola bu kadar para verdiğimizi hatırlamıyorum. Trenle 3 saatlik yol için daha az ödedik. Otobüsün tek yön ücreti 1.800 Yen idi. Türk Lirası ile bugünkü kurla hesaplayınca 34 TL ediyor. Otobüste hiçbir şey yoktu, normal bir otobüstü anlayacağınız. Tamam yol biraz virajlı, karlı falan ama 34 TL de Japon standartlarına göre bile pahalı. İnsanlar kendi aralarında pahalı diye konuşuyorlardı ama kimse bileti satan şirkete ''neden bu kadar pahalı'' diye sormadı bile. Ah Japonlar ah..

Neyse 1 saatlik biraz da sinir içinde geçen yolun sonunda durumu Japonlar gibi kabullenip otelimize vardık. Bulunduğumuz bölge karlar içinde ve gerçekten çok güzeldi. Düşününce kar görmeyeli baya uzun zaman olmuş benim için. Özlemişim.

Kaldığımız otel bu bölgedeki diğer oteller gibi onsen oteli. Yani insanlar buraya kaplıcalar için geliyorlar.  Ve en önemli özelliği de kaplıcaların dışarda olması. Yani dışarıda karı seyrederek sıcak kaplıca suyunun içinde keyfinize bakıyorsunuz. Zaten kışın özellikle onsenler bu yüzden çok meşhur.
Yukarıdaki fotoğrafta otelin girişini görüyorsunuz. Yerde duran beyaz terlikler otelde giymek için. Evet evet otele girerken ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz ve size verilen terlikleri giyiyorsunuz. Ayakkabılarınızı ordaki ayakkabılığa kaldırıyorlar. Eğer dışarı çıkmak isterseniz fotoğrafta solda duran botları giyebiliyorsunuz. Yok eğer illa kendi ayakkabımı isterim derseniz hemen ayakkabınızı getiriyorlar.

Ayrıca otelde giymek için odalarda Yukata denen Japon geleneksel kıyafeti bulunuyor. Kimono gibi görünen ama giymesi daha kolay olan bir kıyafet. Uzun sabahlık gibi düşünün, beline de kemeri bulunuyor. Bu yukatalarla oteldeki onsenlere gidebiliyorsunuz. Yemeğe bu şekilde inebiliyorsunuz. Yani otelde size verilen yukata ve terliklerle dolaşmak serbest.

Japonya'da Japon tarzı otellere Ryokan diyorlar. İçinde onsen olup olmamasıyla alakası yok, odalar Japon tarzı tatami ile kaplı, gece futon denen yer yataklarında yatılıyor. Restoranda yemekler yerde yeniliyor. Bunlar oteli Japon tarzı yapan özelliklerden.

Aşağıdaki bizim kaldığımız oda. Yerler Japonya'da sık kullanılan hasır yer kaplaması, tatami ve yer masası ve yer koltukları.

Akşam yemekten sonra odaya girdiğimizde ise aşağıdaki görüntü ile karşılaştık. Yer yatağımız (burda futon diyorlar) yapılmıştı.
Şimdi gelelim buraya asıl gidiş amacımıza yani Onsenlere. Ayrı bir başlıkta yazdım, buyurun.

İKİZUKURİ

Bazen bu bloğa çok geç başladığımı düşünüyorum. Japonya'da bir sürü yere gittik ama ben bir kenara not düşmediğim için şimdi fotoğraf albümlerine bakıp izlenimlerimi yazmam zor olacak gibi. Hepsini yazmasam da aklımda kalan ilginç notları arada buraya yazmaya çalışacağım.
Şimdi yazacağım hikayeyi ailemdeki herkes biliyor ama ben hem blogumu okuyanlar için hem de kendime arşiv yapmak için yazıyorum şimdi.

Yaklaşık bir sene önce bu zamanlar eşim, annesi ve babasıyla bir hafta sonu Tokyo'da yaklaşık 1-2 saat uzaklıktaki bir bölgeye kışın açan Ume adı verilen ağacın çiçeklerini görmeye gittik. Eşimin babası dağ, bayır, ağaç, çiçek görsün diye hiç üşenmez gezer durur. Japonlardaki doğa sevgisi gerçekten çok fazla. Doğaya derin bir saygı ve sevgi besliyorlar.

Neyse konuyu dağıtmayayım. Bu çiçeklerin açtığı bölgede bizim gibi kışın en soğuk günlerinde üşenmeden gelen bir sürü insan vardı. Biz orda çiçek koklama ve yürüyüş aktivitemizi bitirdikten sonra eşimin annesi ve babası dediler ki sizi güzel bir restorana götüreceğiz.

Ben de yemeğe pek bir meraklıyımdır ayıptır söylemesi :) Hemen atladık arabaya ve okyanus manzaralı tam Japon tarzı, yani yerde oturulan çok sade ve şıklığı sadeliğinden kaynaklanan bir restorana gittik.
Dediler ki burası sashimisi ile meşhur. Ooo ben bayılırım.  Bu arada sashimi : Çiğ balık. Soya sosu ve wasabiye batırıp yiyorsunuz. Her balığı çiğ olarak yemiyorlar ve balığın tazeliği önemli. Sushiden farkı, pirinç ya da yosun bulunmuyor.

Bizim siparişleri verdiler ve ben buranın sashimisi acaba nasıldır diye merakla beklerken, ahşaptan bir gemi maketinin üstüne dizilmiş farklı farklı balıklar, estetik bir şekilde düzenlenmiş olarak önümüze geldi.
Garson önümüze bunu koyduktan sonra '' dikkat edin balık ısırabilir'' dedi. Eşim bana tercüme etti ama ben garsonun neden öyle dediğini anlamadım. Zaten açtım da, üstünde durmadan elimdeki çubukla aşağıdaki fotodaki balığın ortasındaki açık pembe etten bir tane alıp sosuna bandırıp attım ağzıma.
resimlerin üstüne tıklayınca büyüyor aklınızda olsun :)
Ben ağzıma eti attım ve o sırada bu fotoda gördüğünüz balık hareket etmeye başladı. Başını ve kuyruğunu oynatıyor !!! Hayıır... Nasıl ya !! Bir dakika, garson bayanın ne demek istediğini anladım galiba. Balık hala canlı !!!!!!

İşte o andan sonra sadece önümdeki balığın can çekişmesine odaklandım ve restoranın şıklığı, balıkların ''tazeliği'' hiç umrumda olmadı.

Şimdi bu nasıl oluyor hemen açıklayayım. Balığı canlı iken solungaçlarının altından kuyruğuna kadar kılçıklarına dokunmadan kesiyorlar. Bana balıkların acı hislerinin olmadığını söylediler. Gerçek mi bilmiyorum ama inanmak istedim ve araştırmadım. Bu arada balık solungaçları kesilmediği için hala canlı ama suda olmadığı için can çekişiyor ( ya da canı yandığı için). 
Resimde balığın ortasındaki en alttaki beyazlık Japonya'daki bir çeşit turp, adı daikon. Çiğ balık yanında rendelenip servis edilir genelde. Onun üstündeki pembemsi et, balığın az önce kesilmiş etileri ve onun üstündeki sarı ve koyu renkli olanlar da çiçek ve bir ot, dekoratif amaçlı yani.

Balığı bu şekilde servis etmelerinin nedeni ise balığın tazeliğini müşterilerine göstermek için. Ödediğiniz hesap da ona göre katlanıyor tabi. Bu tarz sashiminin adı ise İkizukuri.

Japonlar börtü böcek, kedi, köpek yemiyorlar ama denizden çıkan her şeyi her şekilde yiyorlar gördüğünüz gibi.

Ve bu resimlerde üstündekiler kalkınca zavallı balığın hali. Biz sofradan kalkarken kendisi son nefesini çoktan vermişti.

O gün iştahım kapandı ve ne yedim ne yaptım tam hatırlamıyorum ama bu balık hayatım boyunca unutamayacağım bir şekilde yer etti aklımda. 

Önümde can çekişen bir balığın etini yemek bana ne kadar ters gelse de, Japonlar için bu sadece tazelik anlamına geliyor ve her zaman yiyebildikleri bir şey olmadığı için de tadını çıkarıyorlar. 

Ben yeni tadlara kültürlere çok açığımdır ama bu İkizukuri'yi pek sevemedim. İkizukuri için vahşilik tabirini kullanmak istemiyorum. Bana göre bizim kurban bayramlarımızda kurban kesmek ve özellikle benim çocukluk zamanlarımda sokaklarda gördüklerim de pek masum değil. Eleştirmeden önce dönüp bir kendimize bakmamız gerekiyor bence. Kimbilir başka kültürlerde bize ters gelen ama onlar için normal olan daha neler neler var.
Her kültürü olduğu gibi kabullenmek lazım. Bunu anladım ben bu ülkede. Başka türlü işin içinden çıkamıyorum.

Bir daha İkizukuri mi! Aman aman benden uzak olsun. Balığım o kadar taze olmasa da olur.