KOH SAMET

Bangkok'tan yaklaşık 3 saatlik bir otobüs yolculuğu sonrası köhne bir tekne ile 40 dakikada ulaşılabilen çok keyifli bir ada Koh Samet.
Bangkok'ta yaşıyor olmanın verdiği avantajların biri de 2 günlük bir tatilde bile tropikal deniz keyfi yapmanın mümkün olması. Tabi kumu, denizi ve yıl boyu sıcağı sevenler için :)
Ekim ayının başında biz de 2 geceliğine bu sakin ve güzel adaya doğru yolaldık.

Ekim sonuna kadar süren yağmur mevsimi bizim Koh Samet'e gittiğimiz gün de devam ediyordu. Ama araştırdığım kadarıyla Koh Samet Tayland'daki diğer adalara göre yağmur mevsiminden en az etkilenen adaymış. Biz de bu yüzden oraya gitmeyi seçtik.

Otobüsle ada için tekneye bineceğimiz yere doğru yol alırken dışarısı. Oldukça moral bozucuydu.

Adaya gitmek için bindiğimiz teknelerin iskelesi. Bizim tekne o kadar yavaştı ki, ada yakın olmasına rağmen git git bitmedi. Sanki yüzsem aynı hızla gidermişim hissi verdi.(tamam abartıyorum ama gerçekten yavaştı)

Teknemiz ana karadan ayrılırken. Bulutlara dikkat !!

Adaya vardığımızda her şey oldukça normal gözüküyordu, hava güneşli ve yağmur yoktu.

Ada'nın bir tane ana yolu var, o yolla sahile ulaşıp, sahilin arkasındaki sadece arabalara ya da motorlara uygun olan bir yolla da diğer koylara gidilebiliyor.

Yağmurdan etkilenmiş gözüken küçük bir sokak. Biz gidene kadar su doluydu burası!!

Gittiğimizin ertesi günü hava biraz bulutluydu ama ara ara yüzünü gösteren güneş bizi mutlu etmeye yetmişti. Sahilde hediyelik eşya satan bu amca da etrafa gülücükler satıyordu.

Bu amca da bir tarafında muz, mango, diğer tarafında da hindistan cevizi suyu satıyordu.

Gittiğimiz koylardan ilk koy dışındakiler oldukça sakindi.Tabi bunda hafta içi gitmiş olmamızın da payı büyük. Hafta sonları ada Bangkok'tan gelen Taylarla dolu oluyormuş.

Kayaların üstündeki heykeller. Eminim bir anlamı vardır ama hiçbir bilgi yoktu.

Son günümüzde hava güneşliydi ve biz de adanın tadını güzelce çıkartabildik. Adada Koylar arasında yürüyüş yaptık. Yukarıdaki bu yürüyüş sırasında karşımıza çıkan küçük bir tapınak.

Aşağıdaki fotolar ise koylardan manzaralar.








Bu arada adada neler yemişiz onlara da bir göz atalım.

Bu benim sabah kahvaltım.

Bu da eşimin kahvaltısı. Kalın erişte, tavuk ve biraz da yumurta vardı içinde.

Öğlen yediğim tavada deniz mahsülleriyle kızartılmış pilav.

Bu da yanında içtiğim karpuz suyu !! Herkese tavsiye ederim. Yapımı çok kolay.
Karpuzları çekirdeklerinden ayıklayıp blender'a atın, içine biraz buz ekleyin ve karpuzlarla birlikte blender'dan geçirin. Burda genelde taze meyve sularına biraz şurup ekliyorlar. İsteğe bağlı tadlandırılabilinir.

Akşam yemeğinde yediğimiz Tay usulü sebzeli kızarmış sigara böreği. Soldaki hafif acılı ama aynı zamanda tatlı olan sosa bandırılıp yeniyor.

Sarımsak ve karabiber aromalı kızarmış balık ! Normalde böylesine büyük bir balığı kızarmış yeme fikri bana garip gelirdi ama o kadar lezzetli olmuştu ki, içi yumuşacıktı. Üstündeki galeta gibi duranlar ise kızarmış sarımsaktı. Balığın cinsini bilmiyorum ama Tayland'da büyük balıkları ızgara yapmanın yanında kızartmak da çok yaygın.

Ve Koh Samet'teki kısa tatilimiz de böyle geçti. Olur da Bangkok'a yolunuz düşerse ve 2 günlüğüne yakında bir deniz tatili yapmaya niyetlenirseniz, turistlerin henüz mahvetmediği, gece hayatı olmayan, tamamen dinlenmeye yönelik, sakin ve huzurlu bir ada olan Koh Samet'e mutlaka gidin derim.

SON OKUDUKLARIM #19 ~ #21


#19
Ferrari'sini Satan Bilge
ROBIN S. SHARMA

Bu kitabın popülerliği üstünden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen bir türlü elim deyip de okuyamamıştım. Kişisel gelişim kitaplarından pek hoşlanmamam ya da en çok satan kitapları okumak için aceleci davranmamamdan dolayı Ferrari'sini Satan Bilge'yle tanışmam 2012'nin Ekim ayını buldu. Belki de doğru zamanın gelmesi gerekiyordu bu kitabı okumam için ve o zaman da bu zamandı.
Akıcı anlatımı ve okudukça ,tabiri caizse, gaza getiren ''evet ben de yapabilirim'' dedirten deneyimleri çok etkiledi beni. Bir kişisel gelişim kitabını beğeneceğim aklımın ucundan geçmezdi doğrusu. Bakalım etkisi ne kadar sürecek.

#20
The Devil and Miss Prym
PAULO COELHO

Yazarın yıllar önce okuduğum ''Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım'' ve ''Veronika Ölmek İstiyor'' kitaplarından aklımda hiçbir şey kalmamasından mıdır nedir, Paulo Coelho'ya pek bir şans vermediğimi farkettim son yıllarda. Ve bu sefer karşıma Türkçe'ye ''Şeytan ve Genç Kadın'' adıyla çevrilen kitabın İngilizcesi çıkınca aldım elime ve okumaya başladım. Akıcı olduğu kesin , hikayede öğretici öğeler olduğu da kesin ama zannedersem pek benlik bir tarzı yok Paulo Coelho'nun. Dünyaca ünlü ve hep çok satanlar listesinde olan yazarın sadık okuyucularından biri olamayağım kesinleşti.

#21
Tavan Arasındaki Buda
JULIE OTSUKA

Son Türkiye ziyaretimde kitapçıda Yeni Çıkanlar bölümde gözüme çarpmıştı bu kitap. Yazarın Japon olması, kitabın Türkçe'ye İngilizce'den çevrilmiş olması ve konusu bu kitabı hemen almama neden olmuştu.
1900'lerin başında Japonya'dan Amerika'ya göç eden bir grup genç kadının evliliklerinin umdukları gibi olmaması, Amerika'da rahat bir hayat sürme hayallerinin yerine tüm gün çeşitli işlerde işçi olarak çalışmaları ve oradaki hayatları üzerine yazılmış bir roman. İlginç olanı ise birçoğumuzun bihaber olduğu bu olayların gerçek olması.
Yazarın anlatımı çok keyifli ve belki de Japonlarla ilgili olmasından dolayı benim için bir solukla biten ve etkisi uzun süre devam eden bir kitap oldu.

BANGKOK'TAN YEMEK MANZARALARI

Yemekle arası çok iyi olan biri olarak Tayland benim için bulunmaz bir nimet. Sebze, meyve, baharat çeşitliliği, bol acı ve ister deniz ürünü ister kırmızı et, tavuk, ya da vejeteryan her damağa uygun lezzetler var Tay mutfağında.

Türkiye'de bana en çok sorulan sorular ''Sen oralarda ne yiyorsun? Aç kalmıyor musun? Onlar köpek eti yemiyorlar mı? Böcek de yiyorlarmış'' idi. Bu soruları çok iyi anlıyorum, ben de eşimle tanıştığımda, Japonya'ya gelmeden bunlara benzer bazı sorular sormuştum. Bize bu kadar uzak olan kültürler hakkında çok fazla bir şey bilmememiz ya da yanlış duyumlarımızın olması çok doğal. Tıpkı onların bizim hakkımızda bildikleri yanlışlar gibi. Mesela dilimizin Arapça olduğunu sananlar, kadınların hep kapalı olduğunu sananlar çok çıktı karşıma.

Neyse dönelim Tayland mutfağına. Öncelikle Tayland'da köpek eti yenmiyor. Köpek eti deyince ilk üçte Çin, Vietnam ve Kore var. (Konuyla ilgili bir belgesel izlemişliğim var ordan biliyorum)
Böcek konusuna gelince, evet bizde nasıl akşamları sahilde (İzmir'de öyle en azından) çiğdem satılır, Bangkok'lu satıcılar da ne tür olduklarını bilmediğim muhtemelen kızarmış olan böcekleri satıyorlar. O da her dakika karşınıza çıkan ve rahatsız eden bir şey değil. Onun dışında görmüşlüğüm yok bu böcekleri. Yemişliğim de yok belirteyim. Yemeği düşünmüyorum ama büyük konuşmayayım :))

Şimdi sizlerle Bangkok'ta yediğim bazı yemeklerin fotoğraflarını paylaşmak istiyorum.

Genelde alişveriş merkezlerinin yemek bölümlerinde bulunan 2 ya da 3 çeşit yemek yanında pilav şeklinde satılan bu menüler benim favorilerimden. Tabağın sağ üstündeki pembemsi olan pilav, pilavın  solundaki tofu, onun altındakiler jülyen kesilmiş taze zencefil ve tavuk, yeşil olan da adını bilmediğim bir sebze. Yandaki küçük tabaklardaki de çeşitli soslar.

Tay bir arkadaşımız bizi evine yemeğe davet etmişti, bu tavuklar ordan. Küçük kaplardakiler farklı acılıklarda ve tadlarda olan soslar.

Bu iki yemek de yengeç. Soldaki köri aroması ve sebzelerle pişmiş, sağdaki ise sadece haşlanmış ve  önde duran tatlı-ekşi sosa bandırılarak yeniyor.

Yumurtanın altında pilav var. Diğeri ise kıymalı fasulyenin bol fesleğenli, sarımsaklı ve acılı bir versiyonu.

Kızarmış sebzeli börek üstteki sosa bandırılarak yeniyor. Pilavın solundaki ise tavuklu sebzeli bir yemek.

''Morning Glory'' dedikleri bir sebze. Ispanak gibi ama daha diri. Tay usulü soslarla ve bol acıyla pişirilmiş hali bu.

Çiğ lahana üstüne pişmiş küçük kalamar parçaları konuluyor en üste de fıstıklı, tatlı-acı bir sos gezidirilmiş olarak servis ediliyor.

Pirincin üst ve sol tarafındaki kızarmış balıklar ve alttaki pişmiş sebzeleri sağ üstteki sosa bandırıp yiyoruz . Bu yemeğin özelliği sosu. Bu yediğim biraz fazla balık kokuyordu, farklı türleri varmış, tekrar deneyeceğim.

Ördek etli erişte çorbası.

Yok ben Tay yemekleri yiyemem diyenler için her zaman çok fazla seçenek bulmak mümkün. Üstteki gittiğimiz bir Lübnan restoranından. Hepsi çok lezzetliydi.

Bu süpermarkette görüp aldığım karpuz çekirdeği. Kabak çekirdeği ya da çiğdem gibi karpuz çekirdeği de varmış. Hatta Türkiye'ye gittiğimde de yanımda götürdüm ama annemler hiç şaşırmadı çünkü bizde de bazı bölgelerde yenirmiş. Ben hiç duymamıştım.

Çekirdeğin içini ön dişlerimle açamadım çok sertti. Tadı fena değildi.