SON İZLEDİĞİM

THE IMPOSSIBLE
Görsel için
2004 yılında Güneydoğu Asya'yı vuran Tsunami felaketinde Tayland'da bir adada tatilde olan bir ailenin gerçekten yaşadıklarını anlatıyor bu film.

Türkçe'ye ''Kıyamet Günü'' olarak çevrilmiş, ama bence orjinal başlığından çevrilip ''İmkansız'' yapsalarmış daha uygun olurmuş. 

Hikayenin gerçek olması en etkileyici yanı bence.  Naomi Watts ve Ewan McGregor harika iş çıkarmış olsa da hikayeyi biliyor olmak ve insanı üzen bir felaketi izliyor olmak filmden çıktıktan sonra insanın içini biraz daraltıyor. Özellikle benim gibi Japonya'daki büyük deprem felaketini yaşayanlar için.  

Bundan sonra felaket filmlerine gitmek yok (benim için yani).

EN SON İZLEDİĞİM

  Skyfall 007


Aslında aksiyon filmlerini pek sevmem ama dün evde ilaçlama vardı ve 2-3 saatimi dışarda geçirmem gerekiyordu, ben de ''hadi sinemaya gideyim bari'' deyip en yakındaki sinemaya gittim. Sinemadaki 3 salonda  Twilight Saga ve bir salonda da 007 vardı. Ben de hiç haz edemediğim bu vampir   serisindense  Skyfall 'u seçtim.

Film hakkında söyleyeceğim pek bir şey yok. Bir James Bond fanatiği olmamakla birlikte bir kere başlayınca kendini izlettiriyordu. Filmin başlangıcındaki İstanbul sahneleri çok heyecanlandırdı beni. Filmin bazı sahnelerinin İstanbul'da çekildiğini okumuştum bir ara ama filme giderken aklımdan çıkmıştı, bu yüzden güzel bir sürpriz oldu.

Bu filmle birlikte sinemaya uzun zamandır gitmediğimi farkettim. İnternetten istediğimiz her şeye istediğimiz zaman ulaşmanın verdiği tembellik, sinema perdesinin büyüsünü unutturmuş bana, bunu anladım.

Bu arada ilginç bir detay vermeden geçemeyeceğim. Malum ben Bangkok'tayım bu aralar. Bangkok'ta sinema salonlarında film başlamadan bir sürü fragman ve reklam izledikten sonra (yarım saat kadar) ekranda  bir yazı çıkıyor ''Lütfen Kralımızın marşı okunurken saygı kurallarına uyup ayağa kalkınız''. Bunu bir yerde okumuştum ve çok şaşırmıştım. Bu sefer kendim deneyimledim.
Ekranda bu yazı çıktıktan sonra salondaki herkes ayağa kalktı ve ekranda kralın görüntüleri gösterilirken bir yandan da Kralın Marşı çaldı. 1-2 dakikalık bu saygı duruşu bitince de hepimiz oturduk ve filmimiz başladı !!!

Dip Not: Tayland'da Kraliyet ailesine ve özellikle Krallarına çok saygı duyuluyor. Kralı herkes seviyor ve hakkında olumsuz hiçbir şey duymuyorsunuz zaten olumsuz konuşmak da yasak. Kral sadece bir simge, ülkeyi yöneten bir başbakanları var.

* Filmin Görseli burdan.

SON OKUDUKLARIM #22 ~ #23



# 22

Nefes Nefese
AYŞE KULİN 

Bu kitap Ayşe Kulin'in okuduğum 2. kitabıydı. Daha önce ''Füreya''yı okumuştum. Nefes Nefese kitabı gerçekten de adı gibi bir kitaptı. Hikayenin sürükleyiciliğinin yanında, 2. Dünya Savaşı sırasında katliama maruz kalan Musevileri kurtaran Türk diplomatlarına yer vermesi daha önce bilmediğim bir konu hakkında aydınlanmamı sağladı. Ayşe Kulin'in anlatımını seviyorum, daha çok kitabını okumalıyım sanırım.



# 23



Elveda Afrika Hoşçakal Paris

HIFZI TOPUZ

Anı kitaplarını oldum olası sevmişimdir. Hele anıları yazan Hıfzı Topuz gibi değerli, bilgi birikimi yüksek, dünya görüşü böylesine geniş biri olunca ortaya tam benlik bir kitap çıkmış. 

Hıfzı Topuz'u bundan 10 sene önce İstanbul kitap fuarında ''Çamlıca'nın Üç Gülü'' kitabının imza gününde görmüştüm. Kitabı alıp imzalatmış ve bir solukta okumuştum. Ardından kendisinin ''Tavcan Savaş Yıllarında Kültür Devrimi'' isimli Köy Enstitüleri ile ilgili olan kitabını okuyup bayılmıştım. 
En son okuduğum ''Elveda Afrika Hoşçakal Paris'' isimli anı kitabı ise yazarı daha fazla tanımama fırsat oldu. 

1923 doğumlu, Paris Unesco'da yıllarca çalışmış, görev nedeniyle çeşitli ülkelere ziyaretlerde bulunmuş, bir süre Afrika'da kalmış gazeteci, yazar, iletişimci olan Hıfzı Topuz çocukluk döneminden itibaren anılarını kaleme almış.
Bu kitaptan çok şey öğrendim. Tanımadığım birçok kişi hakkında bilgi edinmenin yanında, yazarın hayranı olduğum Türk ressamları ile olan dostluğu sayesinde bu ressamların- Nejad Devrimi Fikret Mualla, Abidin Dino, Avni Arbaş, Bedri Rahmi- hiç bilmediğim yönlerini öğrenmiş oldum. Hıfzı Topuz'un Nazım Hikmet'le olan anıları da ayrıca çok etkileyiciydi. Kara Afrika'nın hiç bilmediğim yönlerini,  eski İstanbul'u, Paris'i, Türkiye'de ve dünyada olup biten siyasal gelişmeleri bir aydının gözünden okumak çok keyifliydi.

Normalde kitaplardan pek alıntı yapmam ama yazarın Galatasaray'daki lise yıllarından arkadaşlıklarla ilgili yazdığı birkaç paragrafı paylaşmadan edemeyeceğim.

''   ... O yıllarda okullardaki arkadaşlıkların temellerinde yatan neydi? Liseyi bitirene kadar bizim aramızda ideolojik hiçbir görüş ayrılığı yoktu. Hepimiz Cumhuriyet'le yaşıttık, Cumhuriyet çocuklarıydık. Cumhuriyet'e inanıyorduk. Geçit törenlerinde, garlarda, Boğaz'da, Florya Plajı'nda, Büyükada'da, Meclisin önünde, Ankara Palas'ın kapısında, yollarda Atatürk'ü görmüştük. O bizden biriydi. Alkışlıyorduk, selam veriyordu, gülümsüyordu. Hepimiz Kemalisttik, ama ırkçı değildik. Azınlıklara da hiç üstten bakmıyorduk. Türk-Kürt, Sünni-Alevi, Yahudi, Rum, Ermeni ayrımı yoktu.
   Dinin baskısı olmadan yetiştik. Dinsel inançlar aramızda hiç tartışma konusu olmuyordu. İçimizde namaz kılan yoktu, ama Ramazan'da sahura kalkan birkaç kişiyi de hiç yadırgamıyorduk.
   Hiç kimse Osmanlı döneminin, Saltanat'ın ve Hilafet'in özlemini çekmiyordu.
   Bize akılcılık ve aydınlanma düşünceleri yön verdi. Akıl ve mantık dışı hiçbir şeye inanmadık. Ne şeytandan korktuk, ne cinlerden, ne de çarpılmaktan. ''Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir'' sloganı bize yol gösterdi. Sokaklarda sarıklı, fesli insanlara ve kara çarşaflı kadınlara rastlamadan okulu bitirdik...''

İşte yazarın bu yazdıklarını okuduktan sonra yazarla aynı yaşlarda olan, üniversiteyi İstanbul'da okumuş, emekli öğretmen anneannemin geçen yaz 30 Ağustos'ta çelenk koyma yasağı üzerine neden hüngür hüngür ağladığını bir kez daha anladım. Yazarın yazdıkları anneannemden dinlediklerimle aynıydı. Anneannem için şimdi içinde bulunduğumuz dönemde yaşananları görüp ağlamak kadar doğal ne olabilir. 

Geri geri koşaradım giden bir ülke ve çoğunluğu olanı biteni sadece izleyen uyuşmuş zavallı, cahil bir halk...

Diyecek daha çok şey var da anlaması gerekenler ne de olsa anlayamayacaklar, en iyisi burada kesmek.